Gerçeklik Algısı

Geleneksel yöntemlere o kadar çok alışmışız ki, mutlaka giriş gelişme sonuç olmasına bekliyoruz. Bulunduğu ortamdan bir üst 1 metre yukarıdan aşağıya bakamayan bireyleriz. Bu algımızın ve anlayışımızın ne derece düşük ve kalitesiz olduğunun bir gerekçesi oluveriyor. İnsanlığın çok az bir kısmı bu sıradanlıktan kurtulmuşken diğer çoğunluk hayat çizgisini hiçbir değeri olmayan meselelere harcıyor. Neyin gerçek olduğunu anlamak o kadarda zor değil aslında. Çok basit olan bir kavram. Gerçekte yaşamımız devam ederken ki zaman algımız çok kısa ve çok değerli. Bu kısa ve dar alanda sadece iyi olmaya odaklansak geriye uğraşmamız gereken tonlarca yıldan kalan çöplük olmayacak.

Kişisel çıkarlar, ticari kaygılar, adetler, gelenekler, görenekler, dinler, inanışlar ve bunun gibi tonlarca kavram zamanın bize kalan kısmını zehirlemek adına çalışıyorlar. Gerçekte olansa zamanın aktığı ve insan doğasının bir ömrü olduğu. Zaman ve insan doğası çizgisinde bir son bulacağı gerçeğini düşündüğümüzde tüm bunların iyi bir gün iyi bir saat iyi bir 5 dakika geçirmekten öte olmadığını göremeyecek kadar kapatmışız gözlerimizi.

Tüm ritüeller  bir insanın içinde yaşadığımız dünya içerisinde en iradeli ve en üstün varlık olduğunu söylerken, bu iradeyle en basit iş olan iyi ve kötü nedir ayırt edebilirken, neden kısa zaman çizgimizi başkalarının kategorilendirdiği şekilde sürdürüyoruz.

Sizce bu hayat bittiğinde size ne kalacak? Neyin gerçek neyin gerçek olmadığını ayırt etmek çok zor olabilir. Peki neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt etmek bu kadar zormu? Eğer hayat çizgisinde neyin kötü neyin iyi olduğuna karar veremiyorsak tüm ritüellerin bahsettiği insan denilen varlık biz değiliz. Tüm bunlar başka bir varlıktan bahsediyor olsa gerek. Eğer başka bir varlık var ise biz neyiz? ve neden yaşıyoruz?

Soruların hepsinin cevabı gerçeklik algımızın basit kavramını anladığımızda ortaya çıkıyor. Yaşarken sahip olduğumuz kısa ve dar alanda sahip olduğumuz yetenekleri ve iradeyi en iyi olmak için kullanarak ritüeller de bahsedilen insanın var olduğunu kanıtlayabiliriz. Aksi halde ne biz varoluşumuz ve yaşamımız koca bir yalandan itibaret kalır. Koca bir ömrü gerçek dışı, umursuzca, ve haketmediği bir şekilde harcamış oluruz.



Bu yazı 489 kez görüntülendi.


Bir Cevap Yazın